|
Engelli Bireye
Sahip Ailelerde Baş Etme Mekanizmaları
Engelli bir çocuğa sahip olmanın yarattığı psikolojik
etkilenmelerden Sapiens’in birinci sayısında söz etmiştim.
Buradaysa ailelerin içinde bulundukları durumla baş etmelerinde
psikoterapinin yeri ve bireysel, sosyal destek mekanizmaları
üzerinde duracağım.
Engelli bir çocuğa sahip olmak anne ve baba için bilinen ve
umulan hayatın istemedikleri yönde değişmesi ile onları zorda
bırakan ve yeniden yapılanmayı zorumlu kılan bir durumdur. Öyle
ki o güne kadar kendilerinin belirleyebileceğini sandıkları
geleceği ve gelecek planlarını yeniden yapılandırmak
zorundadırlar. Engelin özelliğine göre farklı beklentiler
kurgulamalarına rağmen yeniden ve hiç bilmedileri ve bir anlamda
sağlam referansları da olmadan bir geleceği kurgulamak
durumundadırlar. Her ne kadar anayasada devletin bir “sosyal
devlet” olduğu vurgusu yapılmışsa da ülkemizdeki ekonomik ve
sosyal yapılanma halen olması gereken düzeyin çok altındadır.
Örneğin engelli birey için okul, kreş, bakım evleri, mahalleler,
sokaklar, yaşadığı evin dizaynı gibi alanlarda devletin desteği
halen gerekenin çok altındadır. Örneğin bir gelişmiş ülkede yeni
sevgilisi olan hafif zeka geriliği olan bir engelli sosyal
danışmanı aracılığıyla tek kişilik yatağının çift kişilik
yatakla değiştirilmesini istemesi durumunda eyalet bütçesinden
1500 euro ona aktarılmaktadır. Ya da otistik bir çocuğun duyusal
entegresyonunda kullanılmak üzere bir alete 5000 euro
ödenebilmektedir.
Gelişmemişlik ve yeterli koşulların oluşturulmamış olması
sebebiyle engelli çocuk ebeveyleri karşılaştığı sorunlara karşı
inançlarını daha çok referans etmektedirler. Örneğin gelecekte
daha gelişmiş ve sosyal olanakları kullanacağına, çocuğuna bakan
kurumlar oluşacağına, akrabalarının çocuklarının ya da
kardeşlerinin çocuğa sahip çıkacağına dair inanca
sarılmaktadırlar.
Engelli çocuğa sahip ebevyler hiç beklenmeyen bir durumla
karşılaşan ve bununla baş etme yolları arayan bireylerdir. Bu
süreci her ebeveyn gurubu kendi destek mekanizmalarına göre
farklı ağırlıklarda yaşar. Kendine özgüveni, gerçeği
değerlendirme yetileri, kendine ve yaşama dair destek
mekanizmaları yüksek olan bireyler bu durumla daha hızlı baş
edebilirler.
Destek mekanizmalarını birkaç başlık altında sınıflayabiliriz.
İlk ve temel destek mekanizması kişinin kendisidir.
Yapabilirliği güçlü olan, olaylara karşı direncini aktif olarak
harekete geçirebilen, yardım gerektiğinde isteyebilen, yaşama
dair olan her şeyin olasılık içinde olduğunu bilen, gerçeği
doğru değerlendiren, yoğun suçluluk duyguları geliştirmeyen,
kendini önemli bulan bireylerin bu durumla daha güçlü olarak
başetmelerini bekleriz.
İkincisi sosyal destek mekanizmasıdır. Özellikle birbirlerini
anlamaya çalışan ve yaşadıkları zorluklara saygı duyan
bireylerin bulunduğu ailelerin durumla daha çabuk baş ederek bir
çözüm üretme seyrine girdiklerini görüyoruz.. Eşlerin bu süreçte
birbirlerini suçlamaları, suçu diğerinde ya da onun ailesinde
aramaları, kendilerinde ya da eşlerinde bir günahın olduğunu
düşünmeleri ve bu sebepten onu yargılamaları bireysel ve
birlikte baş etmeyi çok zorlaştırır. Onun için özellikle eşler
bu süreçte çocuğa konsantre olurken birbirlerini unutmamaları,
birbirleri için zaman ayırmaları birbirlerini desteklemeleri,
kararlarını, zorluklarını ve duygu ve düşüncelerini karşılıklı
dinlemeleri, anlatmaları baş etmelerinde yoğun bir kolaylık
sağlar. Artan iş yükünü paylaşmalar da aynı zamanda bu süreçte
çok önemlidir. Bireyler bu süreçten güçlü çıkmak için
kendilerine ve eşlerine mutlaka zaman ayırmalılar. Engelli bir
çocukları var diye yaşamdan kopmamalıdırlar. Arkadaşlarıyla
buluşmaya, sevdikleri sosyal faaliyetleri yapmaya, kendilerinin
değerli olduklarını hissetmeleri için çalışmaya ya da bir
hobiyle uğraşmaya mutlaka vakit ayırmalıdırlar. Gerek görürlerse
psikolojik destek almaktan asla çekinmemelidirler. Baş etme
zorlukları sürecinde psikoterapi ya da sağaltım özellikle aile
bireylerinin (anne-baba-çocuk) karşılaştıkları sıkışmışlıklarda,
çaresizliklerde değişen yeni duruma uyum sürecinde, sorunla baş
edilemediği durumlarda özellikle gereklidir. Ama öncelikli olan
ebeveylerin sosyoekonomik ve eğitimsel ihtiyaçlarına cevap
üreterek onları kendi reflekslerini kullanmaya yönlendirmekdir.
Aileye öncelikle bir danışmanlık hizmeti sunulmalıdır. Bu
ekonomik kaynaklara, sosyal destek mekanizmalarına hangi
yollardan ulaşacakları, çocuk için ne tür rehabilitasyon
olanakları olduğu, kimlerden ya da nerelerden yararlanacakları
onlara ayrıntılı olarak açıklanmalıdır. Yerel ve merkezi
kurumlar ailenin bu travmatik halinde onlar adına bu kaynağı
takip edecek sosyal danışmanlık mekanizmaları oluşturmalıdır. En
azından ulaştıkları uzmanlar aileyi bu konuda
bilgilendirmelidir. Özellikle şok durumunda olan ailenin bu
mekanizmalara ulaşmalarına özel önem verilmelidir. Bir diğer
danışmanlık hizmetiyse ebeveynlerin durumu birbirlerine ve aile
büyüklerine, akraba çevresine ve arkadaşlarına nasıl
aktaracakları konusunda verilmelidir. Çocuklara nasıl oyuncaklar
alacakları, evlerini nasıl düzenleyecekleri, evlerinde yeni ne
tür değişiklikler yapacakları, güvenlik için nelere dikkat
edecekleri, çocuğun yeme içme, giyinme vb. ihtiyaçları
karşısında nelere dikkat edecekleri konusunda ebeveyler
bilgilendirilmelidirler. Sosyal ortamlarda çocuklarıyla nasıl
hareket edecekleri, sokaktaki davranışları konusunda nelere
dikkat edecekleri, çevreyle nasıl baş edecekleri konusunda da
bilgi verilmelidir. Sonuç olarak ebeveyler baş etme
mekanizmalarını nasıl harekete geçirecekleri konusunda
uzmanlarca bilgilendirilmelidir. Aileler de bu konuda talepkar
olmalı ve geleceği daha iyi kurgulamak ve bu günle daha kolay
baş etmek için kendi güçlerini harekete geçirmeli ve
zorlandıkları zaman ise psikolojik yardım almaktan
çekinmemelidirler.
Yine özellikle engelli çocuğun ailesinde bulunan yakın ya da
uzak tanış ya da akrabaların maddi ve manevi destekleri,
eleştirisiz onları kabulleri ve onların isteklerine duyarlı
olmaları azımsanmayacak büyük bir destektir. Bu dönemde kadının
ya da erkeğin ailesinin gerek çocuklarına gerekse çocuklarının
evlenmiş olduğu eşine dair olumsuz söz ve eleştirileri engelli
çocuk ailesini zor durumda bırakır ve bu sıkıntıdan çıkışlarını
çok zorlaştırır.
Bir diğer destek mekanizması ise kişinin umutları, hayallerinin
olmasıdır. Hayal edebilen ve geleceğe dair, çocuğun gelişim
seyrine dair hayaller kurabilen bireyler ve bunlar için
çalışabilen bireyler durumla daha kolay baş ederler. Yeni
durumda bir şeyler yapabilmek için bireylerin geleceğe dair
kurgularının olabilmesi gerekir. Bir metre ötede dünyanın en
büyük sırrına ulaşabilecek biri eğer bir metre sonrasını hayal
etmez ve ummazsa bu sırra asla ulaşamaz. Engelli bir çocuğa
sahip olmak sadece bir durumdur. Kişiler ufuklarının ve
umutlarının genişliğiyle ilintili olarak bu duruma farklı
anlamlar yüklerler. Yükledikleri anlam ise onların olaydan
etkilenme durumlarına doğrudan etki yapar. Hayalleri, umutları
olup hayata dair olumlu bakan bireyler yeni durumla daha rahat
baş ederler. Unutulmamalıdır ki bu çocuk da kendi hızında
öğrenmektedir, sevgiyle gülümsemektedir, makasla kesmeyi
öğrenmekte, yemeğini isteyebilmektedir. Kişi dikkatini buraya
verdiğinde olduğunda her şeyin daha keyifli olduğunu görecektir.
Aynı zamanda hayattan kopmak yerine üretmeye ve hayatını
güçlendirmeye yöneldiğinde de çocuğu ve kendi için daha kaliteli
bir yaşam oluşturacaktır. Oysa birey hayattan, kendinden,
gelecekten umut keserse ve depresyonda kalmaya devam ederse
geleceği sağlıklı oluşturması daha çok aksamaktadır. Hayata
olumlu bakıp engelli bir çocuğa sahip olmanın bir durum olduğunu
ve bu durumun kendilerini de kapsadığını düşünen bireyler daha
kolay durumla baş etmektedirler.
Engelli çocuğa sahip olmak bir durumdur, bir ceza değildir;
işlenen bir günahın sonucu ise hiç değildir. Genel bir dağılım
vardır: İnsan denen canlının %10-12’si engelli bireylerden
oluşur. İnsanlar da bilerek engelli bir çocuğa sahip olmayı
tercih etmezler (bazı istisnai talepler vardır ama genel durumu
etkilemez). Temel terimlerle doğum öncesi, sırası ve sonrası
çeşitli nedenlerden engelli bireyler dünyada gelir. Bunun bir
durum olduğunu anlayarak suçu kendinden aramak yerine çözüm için
hayallerini harekete geçiren bireyler daha kolay baş ederler.
Ayrıca unutmamak gerekir ki, sebep olursa olsun olan olmuştur.
Bundan sonra yalnızca gerekenler yapılmalıdır.
Bir diğer önemli destek mekanizması ise çevresinin, ailesinin ve
bireyin kendisinin oluşturabileceği fiziksel, maddi
kaynaklardır. Engelli bir çocuğun tedavi süreci, eğitimi vb. çok
pahalıdır. Bunun için ailenin maddi olarak güçlü olması ya da
devletin gereken sosyal ve ekonomik destekleri oluşturması
gereklidir. Engelli bir çocuğa sahip olabilecek riskli grup
takip ediliyorsa, engelli bir çocuğun ve ailenin tüm sağlık
masrafları devletçe sağlanıyorsa, engelli bireye yönelik şehir
ve yaşadığı mekanlar düzenlenmişse ve engelli bir çocuğa ailesi
olmadan da yaşama şansı veriliyorsa ailenin engelle ve
engelliliğin getirdiği durumla baş etmesi daha kolay olmaktadır.
Sonucu toparlarsak;
temel olarak bazı başlıklarından söz
ettiğimiz baş etme sürecinde kişilerin umutlarını korumaları,
gerçeği doğru değerlendirmeleri, duygularını ve acılarını
dostlarıyla paylaşabilmeleri, eşlerin yükü ortak paylaşmaya
yanaşmaları, sosyal desteklerin yerinde ve zamanında sağlanması
halinde yeni durumla yani engelli bir durumla baş etmenin
aileler için daha kolay olduğunu görüyoruz. |