|
Asperger sendromu
(AS), toplumsal ilişkilerde ve iletişimde bozulmayla kendini
gösteren nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Dil gelişiminde klinik
açıdan önemli bir gecikme yoktur, ancak dilde ve konuşmada
acayiplikler, tuhaf bir konuşma tarzı ve toplumsal bağlama uygun
olmayan dil kullanımı görülür. Gerek dil gelişiminde önemli bir
gecikmenin olmayışı, gerekse toplumsal ilişki sorunlarının erken
dönemde fark edilmeyebilmesi, tanı konma sürecini
geciktirebilir. AS’li bireyler yaşıtlarıyla gelişim düzeylerine
uygun ilişki geliştiremezler; karşılarındaki kişiye toplumsal ya
da duygusal açıdan uygun karşılıklar veremeyebilirler
(başkalarının duygularını anlamakta ve sözsüz iletişimde
özellikle zorlanırlar). Sınırlı bir konuda ve dar çerçeve içinde
derin bilgi sahibi olabilir, bazı alanlarda üstün yetenek
gösterebilirler. Motor beceriksizliklere sık rastlanır.
Genellikle normal/ sınır zekâ, bazen de üstün zekâya sahip
olurlar.
Asperger Sendromu ve Ayırıcı Tanı
Asperger Sendromu (AS), DSM-IV hastalıklar sınıflamasında
Yaygın Gelişimsel Bozukluklar başlığı altında yer alır. Bu
nedenle ayırıcı tanıda öncelikle çocukluğun diğer yaygın
gelişimsel bozuklukları vardır: Bunlar tipik otizm, Rett
sendromu, çocukluğun dezentegratif bozukluğu ve atipik otizm ya
da “PDD-nos” olarak da bilinen başka türlü adlandırılamayan,
çocukluğun yaygın gelişimsel bozukluğudur. Özellikle küçük
yaşlarda AS ile yüksek işlevli otizm arasında ayrım yapmak
zordur. Çünkü küçük çocuklarda görülen otistik belirtiler bazen
kaybolabildiği gibi otizmin bir formundan başka bir formuna ya
da gelişimsel başka bir soruna dönüşmesi de söz konusudur. Bu
nedenle zamanla “işe yarar bir dil” geliştiren üstün zekalı
otistikleri AS grubu içine alarak, diğer yüksek işlevli sözel
becerileri olmayan otistiklerden ayırmak faydalı olabilir.
Benzer şekilde atipik otizmle Asperger sendromu arasındaki
farklar ve iç ilişkiler de uzun süre tartışma konusu olacağa
benzer. Yine hafif zekâ sorunları da özellikle küçük yaşlarda AS
ile karışabilir. (Seyrek de olsa bilinenin aksine AS’nin sınır
zekâ sorunları ile birlikte görülebileceği unutulmamalıdır.)
AS’ye eşlik edebilecek doğumsal işitme veya görme engelleri de
tanı açısından sorun çıkarabilir. Aslında bunlar ek bir sorun
olarak AS ile birlikte de olabilir. Bazen de belirtilerini
taklit ederek tanıda sorunlara yol açar.
AS tanısı birçok nedenden ötürü çok geç yaşta (erişkin dönemde,
hatta kişi öldükten sonra) konabilir. Bazen de uzun yıllar
öğrenme bozukluğu, depresyon, ‘sosyo-emosyonel bozukluk’,
obsesif kompulsif bozukluk, şizofreni gibi farklı tanılar
alabilirler. Bazı belirti ve özellikleri açısından AS ile
özellikle karışabilen ve toplumsal ilişkilerde bozulmaya yol
açan başka birçok bozukluk vardır. AS’nin ayırıcı tanısında yer
alan bu bozuklukların bir kısmını daha ayrıntılı incelemek
yerinde olacaktır. AS ile neredeyse aynı ya da çok benzer klinik
tablolar olan sosyal öğrenme bozukluğu, sözel-olmayan öğrenme
bozukluğu, semantik pragmatik dil bozukluğu ve çeşitli kişilik
bozuklukları (şizoid kişilik, antisosyal kişilik vb) bunlar
arasındadır.
Özel Öğrenme Sorunu: Zamanında konuşan AS’li çocuklar
(yani sonradan AS olanlar hariç) hemen daima ilköğretimin
başlangıcında Özel Öğrenme Sorunu nedeni ile hekime
getirilirler. Bu çocuklarda bazen ön plandaki sorun disleksi
ve/veya disgrafidir. Ancak çoğu kez bulgular tipik disleksi ya
da disgrafiden farklı öğrenme sorunları şeklindedir. Böylesi bir
çocukta orantısız bir performans seyri (aynı dersten önce çok
başarılı, sonra başarısız) ya da birbiriyle ilgili iki dersten
birinde (matematik) çok başarılı diğerinde (fizik) çok başarısız
olması gibi tutarsız performans profilleri görülür. Ama tüm
öğrenme sorunu olan çocuklar AS’li değildir. Buna dikkat
edilmesi gerekir. Öğrenme sorunu altında gizlenmiş AS’yi tanımak
için AS’ye özgü karakteristik belirtiler aranmalıdır. Örneğin
yakın arkadaşlık ilişkisinin içeriği önemli ipuçları verebilir.
Sözel-Olmayan Öğrenme Bozukluğu:
Pek çok araştırıcı
açısından AS’nin temel özelliği, Sözel-Olmayan Öğrenme
Bozukluğudur. Sözel-olmayan öğrenme sorunları tanımı ilk kez
1975’te kullanılmıştır. Dil, okuma ve yazma dışındaki tüm
öğrenme sorunlarını içerir. Yapılan testlerde performans zekası
sözel zekasına göre belirgin derecede düşüktür. Sağ beyin
yarımküresindeki işlevsel veya yapısal sorunlarla
ilintilendirilmiştir.
Bu bozukluğu olan kişilerin iyi oldukları alanlar basit motor
beceriler, işitsel algılama, işitsel dikkat, sözel dikkat,
işitsel bellek ve sözel bellekleridir. Bir şeyi öğrenirken
sürekli tekrarlama ile bir kez öğrendiler mi sonuç iyidir. Kaba
dil becerileri yanı sıra fonoloji, sözel alıcı dil, sözel
tekrarlama ve sözel ifadeleri iyidir. Sözel ham bellekleri
oldukça güçlüdür; sözel bağlantılar kurarlar, sözcük çözümleme
ve mekanik okuma yetileri vardır. Buna karşın yetersiz oldukları
alanlar içinde oral-motor praksi görülür. Her yeni materyal ve
durum onlar açısından ciddi sorun yaratır. Dağınık ve uygunsuz
yanıtlar vererek öğrenmeye başlarlar. Çeşitli dokunsal ve görsel
yetileri bozuktur. Karmaşık dil yetileri bozuktur. Çok fazla
içeriksiz konuşma ve konuşurken sözcük hataları yapma görülür.
Bilgi toplama ve kaygıdan kurtulma amacıyla fazlaca dile
dayanırlar. Mizahı anlama sorunu vardır. Akademik alanda yazma
becerilerinde sorun, okuduğunu anlamada, aritmetik ve fen
alanlarında sorunlar görülür. Problem çözme stratejileri
geliştirmede zorluk yaşarlar, çözümsüz konularda ısrar ederler.
Deneyimden öğrenmede zorluk ve kavram oluşumunda sorunlar
görülür. Toplumsal ilişkilerin nüanslarını anlamama veya
toplumsal durumların “feci” yanlış anlaşılması söz konusudur.
İlişkilerde yanlış adım atmaya (gaf yapmaya) eğilim, yeniliğe
uyum sorunu görülür. Yeni ve karmaşık durumlarda yönünü tayin
etmede zorluk, önceden öğrenilmiş, uygunsuz çözümlerin kaba bir
tarzda uygulamaya sokulması, toplumsal sinyaller oluşturamama,
monoton robotvari prosodi, yüzdeki jestlerdeki ve prosodideki
ipuçlarını yakalamada zorluk, duygusal dengesizlik ve davranış
bozukluğu, rol yapma gibi sorunlar yaşanır. İstemli duygusal
ifade daha az etkilenir. Sözel-olmayan ifadenin bozukluğu
davranışa tuhaflık olarak yansırken, anlamadaki bozukluk empati
yokluğu olarak belirir. Bu kişiler mesleki düzeylerine bakılınca
zeka, eğitim ve kapasitelerine göre beklenenden düşüktür.
Arkadaşlık kurmada zorluk çekerler ve içinde bulundukları
toplumsal grubun pek de önem verilmeyen üyeleridir.
Sözel-olmayan öğrenme sorunları ile ilişkili çeşitli klinik
tablolar içinde kafa travması, Williams sendromu gibi genetik
hastalıklar, hidrosefali, konjenital hipotiroidizm gibi
hastalıklar yer alır.
Toplumsal (Sosyal) Öğrenme Bozukluğu:
İlk kez okul
çağında çocuğun yaşıtları ile ilişkilerinde sorun çıkması ile
tanınır. Yüksek düzeyde sözeldirler. Çok nadiren
saldırganlardır. Toplumsal niyetleri çok iyidir. Arkadaş olmak
isterler. Popüler olmak isterler. Ama bu yetenekten
yoksundurlar. Az sayıda arkadaşları vardır. Diğer çocuklara
tuhaf gelirler ve bunlardan kaçarlar. Özellikle vücudun sol
tarafında nörolojik bulgular saptanabilir. Matematik sorunu,
algısal defektler, yüz ifadesi ve ses tonundan duyguyu çıkarmada
yetersizlik, dikkat ve uyanıklık sorunları görülür. Prosodi
bozukluğu, mekan oriyentasyonunda bozukluk, sol-sağ ihmali
görülür. Bu tanıyı koymak için tüm bulguların olması gerekmez.
AS’den farklı olarak stereotipiler, dar ilgi alanı veya üstün
ilgi alanı pek görülmez. Toplumsal sinyalleri okumada sorunlar
vardır. Genellikle toplumsal durumlara ilişkin yanlış sonuçlar
çıkarırlar. Diğer insanların da farklı amaç ve niyetleri
olabileceğini anlamazlar. Bu bilgileri de kullanamazlar.
Karşılıklı bakış sorunları vardır. Yüz tanımada sorun
yaşayabilirler. Çok yaklaşarak konuşurlar. Yapışkan ve aşırı
yakın olabilirler. Toplumsal duygusal bilginin algılanması ve
ifadesinde sorunlar yaşarlar. Bu sorunlar belli bir duyu alanına
özgü de olabilir. Yani işitsel ya da görsel algılar alanında
belirgindir. Sadece duygu alanlarından birine (örneğin alay
etme) özgü de olabilir.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu: Küçük yaşlarda AS
ile bir arada olan ve bazen de karışan durumlardır. Yani AS’li
olup toplumsal yöndeki eksiklikleri görece hafif olan çocukların
bir bölümünde ön planda DEHB bulguları görülebilir. Çünkü gerek
aşırı hareketlilik gerekse de dikkatsizlik ve dürtüsellik
değişik pek çok mekanizmanın ürünü olarak çocuğun davranışlarına
yansıyabilir. Zaten seyrek olmayarak DEHB’de de yaşıtlarla olan
ilişkiler başta olmak üzere pragmatik yetiler bozuktur. DEHB’nin
altındaki AS’yi görmek için ayırt edici olarak erken çocukluktan
itibaren dil gelişimi ve dil özellikleri, empati yetileri ve
ilgi alanları ve ilgilendiği konuyu öğrenirken izlediği yol gibi
özelliklerden yararlanılabilir. Bazen hafif otizm de zaman
içinde ağırlıklı DEHB ve öğrenme sorunlarına dönüşebilir.
Karşıkoyum
Bozukluğu: Karşı koyma davranışı da çok
çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilen bir durumdur. Bazı AS’li
çocuklarda isyankâr ve asi tavırlar sıktır ve seyrek olarak
bunlar ön planda yer alabilir. Ancak bu davranışları yapma
nedenleri AS’den belirgin olarak farklıdır. Açığa çıktığı
koşullar ve mekanizmaları da farklıdır. Dikkatli bir
değerlendirme ile ayırt edilebilir.
Stereotipik Hareket Bozukluğu: Bazen AS belirtileri çok silik
olup stereotipik hareketler ön planda olabilir. Tamamen normal
gelişen çocuklarda da stereotipik hareketlerin görüldüğü
unutulmamalıdır. Bu tip sorunlar sebat ettiğinde deneyimli
uzmanların ayrıntılı değerlendirmesi gerekebilir.
Gelişimsel Dil Bozukluğu:
Küçük yaşlarda gelişimsel dil
sorunları ile AS karışabilir. Bu açıdan selektif mutizm de önem
taşır. En çok gelişimsel dil bozukluğunun bir türü olan Semantik
Pragmatik Dil Bozukluğu (SPDB) önem taşır. SPDB’de otizme özgü
olan sezgi ve empati sorunları yoktur. Ama özellikle dilin
kavramsal ve toplumsal kullanımında sorunlar yaşanır. Bu
sorunlar dilin davranışları çok etkilemesi nedeniyle
davranışlara ve toplumsal ilişkilere de fazlasıyla yansır.
Aslında AS’nin tipik konuşma ve dil özellikleri SPDB’ye uyar. Bu
nedenle bazı yazarlara göre semantik pragmatik zorluğu olan
çocuklar gelişimsel dil bozukluğundan ziyade otizm yelpazesinde
bir bozukluk olarak görülmelidir. Halen özellikle bu tipin
otistik yelpaze (spektrum) bozuklukları içinde değerlendirilmesi
gerektiğini düşünenler vardır. Öte yanda SPDB olan çocukların
özgül dil bozukluğu özelliklerinden daha fazlasını gösterdikleri
ama otistik olmayanların da olduğu vurgulanarak, bunların
çocukluğun “otistik-olmayan yaygın gelişimsel bozukluklar”
başlığı altında yer alması gerektiği konusunda bir eğilim
vardır. Bu tanıyı alan çocuklarda yapılan klinik gözlemler ve bu
çocukların izlemi, bu çocukların çoğunun dillerinde gelişim
olmasına rağmen toplumsal alanda güçlüklerinin devam ettiğini
göstermiştir. Dil dışı pragmatik, hemen her zaman sağlamdır; ya
da çok çabuk düzeltilir.
Kişilik
Bozuklukları:
Birçok kişilik bozukluğunda örneğin
çekingen kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik, paranoid
kişilik, şizotipal, sınır ve şizoid kişiliklerde de AS’dekine
benzer bazı özellikler görülür. İnsan ilişkilerine özellikle
kendi benlik durumuna aşırı duyarlılık, narsisistik (özsever)
kişilikte de görülür; bu da toplumdan kendini soyutlamayla belli
edebilir. Paranoid kişilik de empati yokluğu ve eksantriklikle
şekillenebilir.
Tüm bunlar içinde özellikle şizoid kişilik bozukluğu ile AS
arasında yakın ilişkiler söz konusudur. Hatta bazı
araştırmacılara göre şizoid kişilik bozukluğu, AS’nin başlıca
kişilik tipidir. Toplumsal ortamlara karışmayıp olağandışı
fantezi dünyasında yaşama, patolojik yalan, eksantrik ilgiler ya
da aşırılaşmış tek ilgi (örneğin elektronik alanı), yalnızlık ve
içe dönüklük dikkati çeker. Şizoid kişinin toplumsal ilişkileri
anladığı ama özellikle kaçındıkları; AS’linin ise ilişki kurma
arzusu olduğu ama bunu beceremediği ileri sürülmüştür. Ailenin
parçası olamadığı gibi ne yakın ilişkilere girmeyi ister ne de
yakın ilişkilere girmekten zevk alır. Hemen her zaman tek bir
etkinlikte bulunmayı yeğler. Birinci derece akrabaları dışında
yakın arkadaşları ya da sırdaşları yoktur. Başkalarının övgü ya
da eleştirilerine ilgisiz görünür. Duygusal soğukluk, kopukluk
ya da tekdüze bir duygulanım gösterir. Şizoid kişilik
bozukluğunda sorunlar AS kadar engelleyici değildir ve
kullanılan dilin içeriği o derecede bozuk değildir.
Obsesif-kompulsif kişilikte törensel etkinlik fazladır ve bu
etkinliklere kalp çarpıntısı, terleme gibi otonom bulgular eşlik
eder. Korkutucu düşüncelerle ilgilidir. Kompulsif törensel
davranışın öncesinde kaygı vardır.
Sakınımlı-kaçıngan (avoidant) kişilikte okulda yalnız bırakılma
ve değişik durumlarda kurban olarak seçilme söz konusudur. İnsan
ilişkilerinde yeterliliği bozuktur ama sözsüz iletişim ve
toplumsal anlamanın sezgisel boyutu bozulmamıştır. Anti-sosyal
kişilikte de duyguların çözümlenmesinde ve öteki ile empati
kurulmasında sorunlar vardır. Unutulmaması gereken önemli
noktalardan biri AS’nin, çok farklı kişilik tipleri içine
girerek onlarla bütünleşen bir insan özelliği, bir bilişsel ve
hissediş tarzı olmasıdır.
Sosyal
Fobi:
Yaygın gelişimsel bozukluklarla anksiyete
bozuklukları arasındaki ilişkiler araştırmacıların bir süredir
oldukça ilgisini çekmektedir. Özellikle çocuklarda sebatkar ve
aşırı utangaçlıkla otizm birbiri ile karıştırılabilir.
Davranışsal özellikler açısından AS ile anksiyete bozuklukları
içinde özellikle sosyal fobi arasında pek çok benzerlik vardır.
Sosyal fobide başkalarına anlamsız gözüken tepki ve davranışlar
ortaya çıkar. Bu tip çocuklar yaşıtları ile ilişkiden kaçar,
yüzünü örter, saklanır. Her tür toplumsal etkileşim ya da
topluluk önünde gerçekleştirilecek performans durumları ani ve
aşırı kaçış tepkisi yaratır. Bu tepki ve davranışlar toplumsal
ortamlarda açığa çıkan kaygı ve korkuya bağlıdır. Korku ve kaygı
yaratması olası tüm toplumsal olay ve ortamlardan yoğun kaçınma
otistik davranışlarla benzerlik gösterir. Bu çocuğun okulda ve
ev dışında gündelik yaşamını ileri derecede etkileyebilir.
Başkaları tarafından yargılanma korkusu ve artmış duyarlılık söz
konusudur. Gözlemlemiyor olma hissi, toplumsal bir ortama
kilitlenip kalma, gerginlik ve utanca ait artmış duyum vardır.
Özellikle başarım gerektiren toplumsal ortamlarda vücut
duyumlarının artışı olur. Etiketlenme (aptal, beceriksiz,
başarısız vb.) korkusu, hasta olma ve kontrolü elden kaçırmış
olma duygusu ve rahatsızlığının giderek artmasının duyumu panik
davranışlara yol açabilir. Sosyal fobi, her durumda açığa
çıkmaz. Duygu yükü fazla olan bazı özel durumlarda açığa çıkar.
Sözsüz iletişim sorunları vardır. Bakıştan kaçarlar. Duygusal
ifade yokluğu olabilir. Toplumsal olarak beceriksiz olabilirler.
Bu durum kaygı düzeyleri ile ilgilidir. Yani toplumsal durumun
yarattığı tanıdıklık ve içindeki insanlarla ilgilidir. Örneğin
kalabalık ve yabancı bir ortama giren böyle biri yüzünü
kapatabilir, başını öne eğip soruları yanıtlamaz, diğerlerinin
arasına karışmaz, masanın altına girebilir veya ortamdan panik
halinde uzaklaşmak isteyebilir. Sosyal fobiye bağlı olarak
beklenenin altında bir başarım gösterirler ve otistik oldukları
bile sanılabilir. Sosyal fobi ile AS arasındaki iç ilişkiler
sanıldığından daha fazla olup bu yönde araştırmalar sürmektedir.
Çocuklarda anksiyete, ağlama ve öfke krizleri, tanımadık
insanlarla etkileşimden kaçınma ile ifade edilir. Çarpıntı,
tremor, terleme, mide barsak yakınmaları, yüzde kızarma gibi
fiziksel belirtiler ortaya çıkabilir. |