|
Nasıl
İşitiyoruz?
İşitmezlik ile ilgili bazı terimlerin daha iyi
anlaşılabilmesi için bu bölümde işitme duyu organımız hakkında
çok kısa bilgiler verilmiştir. Bu bilgiler ayrıca işitmezliğin
yarattığı bazı sorunları daha iyi anlamamıza da yardımcı
olacaktır. İşitme duyusunu
oluşturan birçok eleman üç bölüm içinde ele alınmaktadır: dış
kulak, orta kulak ve iç kulak.
• Dış Kulak
Dış kulak, kulak kepçesi ve kulak kanalından oluşur ve kulak
zarı ile sonlanır. Kulak kepçesi ses dalgalarını toplar ve kulak
kanalına yöneltir. Ses dalgaları, kulak kanalı içinde basınç
değişiklikleri yaratarak kulak zarınının titreşmesine neden olur
ve kulak zarı titreşimlerin orta kulağa aktarılmasını sağlar.
• Orta Kulak
Orta kulak, esnek bir yapıya sahip olan kulak zarının arkasında
kalan hava dolu bir alan ve bu alanda yer alan üç küçük kemikçik
zincirinden oluşmaktadır. Bu kemikçikler çekiç, örs ve özengi
adları ile bilinmektedir. Çekiç kulak zarı ile sürekli temas
halindedir. Örs, bir yandan çekiç ile ve diğer yandan da özengi
ile bağlantı halinde olup, oval pencere üzerine gelmektedir.
Kulak zarının titreşimleri, orta kulak boşluğu içindeki kemikçik
zincirinin titreşmesi ile oval pencereye aktarılır.
• İç Kulak
İç kulak bu bölümler arasında en karmaşık ve işitme için de en
önemli olanıdır. Orta kulak ile iç kulak arasındaki bağlantı,
özengi kemiği ve oval pencere arasındaki bağlantı ile sağlanır.
İç kulak, içi sıvı dolu karmaşık tüplerden oluşmaktadır. Bu
yapılardan bir bölümü işitme duyumuz ile ilgilidir ve koklea
adını almaktadır. Diğeri ise denge duyumuz ile ilgilidir. Bu
nedenle iç kulak işlevlerine göre iki bölüme ayrılabilir:
vestibüler sistem ve koklea. Vestibüler sistem dengeden
sorumludur. İşitme ile ilgili en önemli organ ise içi sıvı dolu
kokleadır. Bu salyangoz biçimindeki organın içinde, çok duyarlı
sinir uçları bulunur ve bunlar seslerin perde (tizlik-peslik)
özelliğine duyarlıdırlar. Bu sinir fiberleri kokleadan çıkarken
bir bölük halinde işitme sinirini oluşturmakta ve bilgileri
beyine iletmektedir. Normal işlev gören bir kulakta özengi
hareket ettiğinde, oval pencereyi içe doğru hareket ettirmekte
ve kokleadaki sıvının akışını sağlamaktadır. Bu sıvının hareketi
ile tüylü hücrelerinin hareketlenmesi, mekanik titreşimin
elektrik
akımına dönüşümünü başlatan uyarıcıdır. Koklea sinirinin uyarımı
ile elektriksel uyarılar beyine gönderilmekte, bunun sonucu
olarak ses işitilmektedir.
Sesin işitme mekanizması içindeki iletiliş biçimi gözönüne
alındığında, bu mekanizmanın dış ve orta kulaktan oluşan bölümü,
oval pencere dahil olmak üzere, iletim yolları; buradan
ilerideki bölüm ise, koklea ve beyindeki merkeze kadar olan
işitme siniri dahil olmak üzere, duyu-sinirsel yollar olarak
adlandırılmaktadır.
Nasıl İşitiyorlar?
Normal bir işitme için, dış kulak, orta kulak ve iç kulağın
ve işitme yollarının işlevlerini normal bir biçimde yerine
getirmesi gerekir. Bu bölümlerden birisinde ya da birkaçında bir
hastalık, hasar ya da anormal bir durum oluştuğunda, işitme
kaybı
doğmaktadır. Eğer sorun iletim yollarında ise, örneğin dış kulak
ya da orta kulakta ise, bu durumda oluşan işitmezlik "iletim
tipi işitmezlik" ya da iletim tipi işitme kaybı olarak
adlandırılır. Sesin kokleaya iletiminde bir sorun vardır. Eğer
sorun iç kulak işitme yollarında ise, oluşan işitmezlik
"duyu-sinirsel tip işitmezlik" ya da sensorineural tip işitme
kaybı olarak adlandırılır. Sensorineural bir kayıp, koklea
ve/veya VIII. sinir iletimi boyunca olan bir işitme kaybıdır.
İletim tipi ve duyu-sinirsel tipin her ikisini de kapsayan bir
kayıp mikst (karışık) tip işitme kaybıdır. Duyu-sinirsel tip
işitme kaybı ile iletim tipi işitme kaybı arasındaki en önemli
iki farklılıktan birisi, duyu-sinirsel tip işitme kaybının
tedavi edilemez ve kalıcı bir kayıp olmasıdır. Hasar bulunan
bölgedeki yapıların yeniden normal işlevlerine geri dönmesi
artık sözkonusu değildir. Ancak işitmeye yardımcı araçlar ve
özel eğitim yaklaşımları ile bireyin durumunda önemli
iyileşmeler sağlanabilir. İletim tipi işitme kaybı ise, KBB
uzmanının uygulayacağı tedavi yöntemleri ile tıbbi olarak
iyileşebilir ve sorunlu bölge normal işlevini yapabilir duruma
gelebilir. Bu nedene de, pek çok durumda kayıp geçici olma
özelliğindedir. İkinci önemli farklılık ise, konuşmanın
ayırımındadır. İletim tipi kaybın diğer bir belirtisi, konuşma
ayırımının bozulmamış olmasıdır. Diğer bir deyişle, iletim tipi
kayıpta kişi, konuşma sesleri duyabileceği kadar yüksek/güçlü
olduğunda, ne işitiyorsa, kulağına hangi sesler geliyorsa onu
anlayacaktır. Bu durumda, yalnızca yüksek sesle konuşmak,
anlaması için, konuşma ayırımı için yeterli olabilir. İşitme
kaybı iç kulakta ya da iç kulaktan beyin sapına kadar olan sinir
yolunda olduğunda,
sesler tamamen uygun bir şekilde iç kulak sıvısına kadar
iletilmekte fakat burada normal bir şekilde analiz edilememekte
ya da analiz edilen bilgiler işitme yollarında daha yukarıya
aktarılamamaktadır. Bu nedenledir ki, konuşma sırasında ses
yüksekliği arttırılsa dahi konuşma seslerinin anlaşılmasında,
seslerin ayırımında güçlük yaratmaktadırlar. Özellikle /f, k, s,
t/ gibi birçok ünsüz ses, hasarın çok ileri olduğu alanlarda
analiz edilememekte, benzer sesler ile karıştırılmakta ya da hiç
algılanmamaktadır. Böylece bu tip kaybı olan kişiler farklı
yüksek frekans ünsüzleri kullanan ve benzer sesleri olan birçok
sözcük arasında ayırım yapmakta son derece güçlük çekeceklerdir.
Örneğin /fal, şal, kal, sal, çal/ gibi sözcüklerde yalnız
işitmeye dayanılarak ayırım yapmak çok zor olacaktır. Doğuştan
işitme kaybı bulunan ya da küçük yaşlarında edinen çocukların
içinde bulundukları durumu anlayabilmek için bir yöntem olarak,
televizyonun sesini tamamen kısarak ve yabancı dilde verilen bir
programı seyredebilirsiniz. Bu şekilde, bilmediğimiz bir dilde
konuşulduğu için dudaktan okuma ile de anlayamadığımız ve hiç
duymadığımız bir durumda yaşanabilecek iletişim sorunlarını
biraz da olsa anlamak olası.
Erken Tanı ve Erken Eğitimin Önemi
Aile
ile İletişim
Aile Eğitiminde Kullanılan Yöntemler
Erken Tanı ve Erken Eğitimin Önemi
Tüm bebekler, seslerle örüntülü bir dünyaya doğarlar ve hiçbir
anne-baba bebeklerinin işitme engelli olabileceği ihtimalini
düşünmezler. Yeni doğan bebekle iletişim, jest ve mimiklerle
kurulur. Bebek de tepkisini ses çıkarma, gülümseme ve vücut
hareketleri ile gösterir. Eğer bebeğin belirgin bir sağlık
sorunu yoksa, davranışlarından işitme engelli olduğu
anlaşılamayabilir. İşitme engelli bebekler de tıpkı diğer
bebekler gibi gülümser, isteklerini ağlayarak ifade eder ve
çevresiyle ilgilenir. Daha sonra emekler, ayağa kalkar,
kendisine uzatılan nesneleri kavrar, kendi başına yemek yemeye
çalışır, oyuncakları ile oynar ve çevresindeki kişi ve nesneleri
tanır, yaşları geldiğinde de yürür. Bu doğal görünen gelişim
karşısında, aileyi rahatsız eden herhangi bir şey olmayabilir,
aile çocuğunun işitme engelli olabileceği ihtimalini
düşünmeyebilir. Bu durum çocuğun erken dönemde tanılanmasını
geciktirebilecektir.
Erken tanılamada işitme yetersizliğinin mümkün olan en erken
dönemde, özellikle bebeklikte farkına varılması önemlidir.
Teknolojideki ilerlemeler gün geçtikçe daha erken dönemlerde
tanılamanın yapılabilmesine olanak sağlamaktadır. Önceleri
çocuğun işitmesi, onun sese verdiği tepkilerle test edilirken,
bugün bir bebeğin işitmesi, o uyurken bile ölçülebilmektedir. Bu
ölçümlerle çocuğun işitme yetersizliği olup olmadığı ortaya
çıkmaktadır.
Çocuğa işitme engelli tanısı konulduktan hemen sonra, özel bir
eğitim programı uygulanmaya başlanmalıdır. Çocuk beyni, hayatın
ilk altı yılında dil öğrenmeye programlıdır. Özellikle, hayatın
ilk üç yılı dil ediniminde çok önemlidir. Bu süreden sonra, dil
ve konuşma becerilerinin kazanımı daha zorlaşır. Bu nedenle tanı
ne kadar erken konup, eğitime ne kadar erken başlanırsa, dil ve
konuşma gelişimi o derecede normale yakın olabilecek, çocuğun
sosyal, duygusal, bilişsel ve akademik gelişimi olumlu yönde
etkilenecektir.
Erken eğitimde atılacak önemli adımlardan biri, çocuğun
cihazlandırılması ve işitme cihazına uyum sağlamasına yardımcı
olunmasıdır. Bu noktada, çocuğun işitme kaybının özelliklerine
göre en uygun cihazın temini oldukça önemlidir. Ayrıca, aileye
psikolojik ve eğitsel danışmanlık hizmeti verilmesi, erken
müdahale ve erken eğitimin başarısını etkileyen önemli bir
faktördür. Böylece, çocuğun özel eğitim yaşantısı okul öncesi
dönemde başlamış olacak ve işitme engelli bireyin tüm yaşamı
boyunca devam edecektir.
Unutulmamalıdır ki, erken tanılamanın beraberinde, uygun
cihazlandırma ve uygun eğitim ile bu çocuklar, içinde
bulundukları topluma daha kolay uyum sağlayabileceklerdir.
Aile İle
İletişim
Öğrenme, yalnızca okul ortamıyla sınırlı bir süreç değildir. En
iyi öğrenme ortamının doğal çevre ve ev ortamı olduğu
bilinmektedir. İşitme engelli çocuğun eğitiminde de en önemli ve
etkin ortam, sürekli içinde bulunduğu aile ortamıdır. Bu
nedenle, ailenin okul yaşamına aktif olarak katılımının
sağlanması işitme engelli çocukların eğitiminde vazgeçilmez
unsurlardan biridir. Aile ve öğretmenlerin işbirliği içinde
çalışmaları, bu çocukların eğitimi konusunda atılacak en önemli
adımlardan biridir.
Bir kurum olarak ailenin, kendine özgü etkileşimsel bir doğası
olduğu görülür. Bu nedenle bir çocuğun doğumu aileyi gerek
yapısal, gerek gelişimsel, gerekse fonksiyonel olarak etkiler.
Karı koca arasındaki “eş” rolüne, “anne-baba” rolü eklenir.
Böylece ailenin yapısal sürecinde yeni bir döneme geçilmiş
olunur. Çocuğun doğumuyla duyulan mutluluk ve sevinç bu
değişimlerin olumsuz etkilerinden aileyi uzak tutar.
Bebeğinin işitme engelli bir bebeği olduğunu öğrenen anne baba,
engelli bir çocuk sahibi olma ihtimalini düşünmediği için, böyle
bir çocuğun sorumluluğunu almaya da hazır değildir. Aile
tamam ile bilmediği ve yabancı olduğu bir durumla karşı karşıya
kalmıştır. Üstelik bu durum geçici değil, tüm yaşamı boyunca
içinde bulunmak zorunda olacağı bir durumdur.
İşitme engelli bir çocuğa sahip olma gerçeği ile karşı karşıya
kalan aileler, bu durumu öğrendiklerinde, insanların bir
yakınlarını kaybettiklerinde girdikleri yas sürecinde
gösterdikleri tepkilere benzer tepkiler gösterirler. Bu süreçte
şok, inkâr, depresyon, karmaşa, kızgınlık, utanma, pazarlık,
kabul ve uyum gibi dönemlerden geçerler. Bu dönemlerin her biri,
anne babanın duruma uyum ve kabullenme sürecinde, bir şekilde
aşması gereken engellerdir. Benzer durumdaki her aile hemen
hemen aynı dönemlerden geçer. Bu dönemler çok uzun süre devam
etmediği takdirde normaldir ve bir çeşit doğal savunma
tepkileridir. İşitme engelli çocuğun engeline bağlı olarak
gösterdiği özellikler, bu dönemlerin süresinde etkili olabilir.
Ailede bulunan kardeş ya da kardeşlerin varlığının da bu
tepkilerin şiddetini ve süresini etkileyebileceği
unutulmamalıdır. Aileler arasında ve her ailede anne baba
arasında gösterilen tepkilerde farklılıklar görülebilir. Bu
nedenle, aile eğitim sürecinde, her aile kendi özellikleri
doğrultusunda ele alınmalıdır.
İşitme Engelli Çocuğu Olan Ailelerin Ortak Özellikleri
Her ailenin kendine has özellikleri vardır ancak yapılan
araştırmalarda işitme engelli çocuğu olan ailelerin bazı ortak
özellikler gösterdikleri de saptanmıştır. İşitme engelli çocuğu
olan ailelerin genel özellikleri ve konuyla ilgili öneriler
kısaca şöyle sıralanabilir:
Bu ailelerde işitme engelli çocuğa yönelik olarak bir takım
yanlış tutumlar görülebilmektedir. Bu tutumlar:
• Anne babalar aşırı koruyucu ya da aşırı ihmal eden bir tutum
içine girerek, çocuklarının gelişimlerini olumsuz yönde
etkileyebilirler. Çocuklarının yapabileceklerini kısıtlayarak
kendine güven duygusunun gelişmesine engel olabilirler. Ayrıca
çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanması için uygun ortamı
sağlayamayabilirler.
• Anne babaların çocuklarından beklentileri yüksek olabildiği
gibi onların hiçbir şey yapamayacağı konusunda önyargılar
geliştirdikleri de görülmektedir. Her iki durumda da, çocuğun
kendi özellikleri ve yeterlilikleri doğrultusunda
değerlendirilmesi gerektiği konusunda aileler
bilgilendirilmelidirler. Bu bilgilendirme, işitme engelli
çocukların benlik kavramlarının gelişiminde oldukça önemli bir
etkendir.
• Anne babalar, çocuklarının varlığını veya çocuklarında bir
engelin bulunduğunu inkâr edebilmektedirler. Bu inkâr süreci
aileden aileye göre farklılık gösterir. Kısa bir süre devam
edebildiği gibi bir ömür boyu bu inkârı yaşayan aileler de
bulunmaktadır.
• Aileler, çocuklarını normal akranları ile kıyaslayan bir tutum
gösterebilirler. Bu durum, çocuğun çevresindekilere olumsuz
duygular beslemesine sebep olabilmekte ve sosyal gelişimini
olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
• İşitme engelli bir çocuğa sahip olan ailelerde, anne babanın
birbirlerini suçlama davranışlarının olduğu da
görülebilmektedir. Ebeveynlerin birbirlerini karşılıklı
suçlamaları nedeniyle aile içi geçimsizlikler gözlenebilmekte,
hatta bu sebeple parçalanan ailelere rastlanabilmektedir.
• Ailelerin, işitme engelli çocuğa karşı bu yanlış tutumları,
çocuğun zihinsel, sosyal, duygusal ve psikolojik temel
ihtiyaçlarının karşılanamamasına sebep olabilmekte,
gelişimlerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
İşitme engelli çocuğa sahip ailelerin, genelde sosyo-ekonomik
seviyesinin oldukça düşük olduğu görülmektedir.
Aileler genellikle başlangıçta çocuklarının engelleri ve bunun
nedenleri hakkında bilgi sahibi olamadıkları gibi, yetersiz ve
yanlış bilgi edinmiş de olabilirler. Bu konuda bilgi sahibi
olmanın onların en doğal hakkı ve ihtiyacı olduğu unutulmamalı
ve uygun eğitim, danışmanlık hizmetleri ile bu hak ve
ihtiyaçları olabildiğince erken karşılanmalıdır.
İşitme engelli çocuğa sahip olan aileleri genel anlamda
bilgilendirmenin yanında, duygusal olarak desteklenmeye ve
rahatlatılmaya ihtiyaçları olduğu unutulmamalıdır. Aileler,
gerektiğinde konu ile ilgili uzman kişilere yönlendirilmelidir.
Aileler, işitme engeli konusunda gerçekleri kabul etmede
zorluk çekebilirler. Eğitim ve danışmanlık hizmetleri ile
ailelerin durumu kabullenmelerine yardımcı olunmalıdır.
Eğitimden umulan yararların sağlanabilmesi için, okulda
yapılan çalışmaların evde de devam ettirilmesi gerekir. Eğitimde
sürekliliğin sağlanabilmesi açısından ailelerin, okulda ve
sınıfta yapılan çalışmalar ile evde yapmaları gerekenler
konusunda bilgilendirilmesi önemlidir.
Aileler, özellikle çocuklarının gelecekleri hakkında büyük
endişe içinde olabilirler. Çocuklarının geleceği için
yapabilecekleri konusunda yönlendirici bilgiler verilerek
onların bu kaygıları azaltılabilir.
Bu tür destek eğitim, yönlendirme ve bilgilendirme hizmetlerine
ailelerin ne kadar erken katılımı sağlanırsa o derece olumlu
sonuçlar alınabilecektir. Böylece ailelerin çocuklarına yönelik
tutumları değişmekle birlikte, bu süreç içinde çocuklarının
eğitim ve gelişimlerine olumlu katkıları olabilecektir.
Aile eğitimi sürecinde, aşağıda belirtilen konulara dikkat
edilmelidir:
İşitme engelinin türü, özellikleri, nedenleri hakkında basit
ve şematik olarak açıklamalar yapılmasına,
İşitme engelli çocuğun cihazlandırılması, kullanılacak cihazın
temini ve bakımı hakkında bilgiler verilmesine,
İşitme engelli çocukların sağlıklı gelişebilmesi için
bedensel, psikolojik, sosyal, duygusal temel ihtiyaçları ve
bunların karşılanabilmesinde ailenin yardım alabileceği kurum ve
kuruluşlar hakkında açıklamalar yapılmasına,
Anne babaların ve çocuğun yakın çevresindekilerin, işitme
engelli çocuk ile nasıl iletişim kurabilecekleri ve engelini
nasıl kabullenebilecekleri konularında bilgiler verilmesine,
İşitme engelli çocuğun gelişim özellikleri, özellikle
gösterdiği akademik ve sosyal gelişmeler hakkında bilgi
verilmesine,
Özel eğitim gerektiren birey ve ailesinin sahip olduğu yasal
haklar ve bu doğrultudaki yasal düzenlemeler hakkında
açıklamalar yapılmasına önem verilmelidir. Ailelerin belirtilen
konularda bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi ve
yönlendirilmesi, karşılaştıkları sorunları çözmede onlara
yardımcı olacaktır.
Bilgilendirme sürecinde öğretmen; rehber öğretmenler, özel
eğitim öğretmenleri, çocuk gelişimi ve eğitimcileri, psikolog,
odyolog, tıp alanı çalışanları, sosyal çalışmacılar, gönüllü
kuruluşlarda hizmet veren yetkili ve ilgili kimseler, meslek
danışmanları ve bu konuda deneyimleri olan öğretmenlerden destek
isteyebilir. Bunun dışında başvurulabilecek kurumlardan biri de
ildeki veya ilçedeki Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Rehberlik
ve Araştırma Merkezleridir.
Aile Eğitiminde Kullanılan Yöntemler
İşitme engelli çocukların ailelerinin eğitim sürecinde başlıca
üç yöntemden yararlanılmaktadır. Uygulanacak yöntem, ailenin ve
çocuğun ihtiyaçları ve imkânları doğrultusunda seçilmelidir.
1.Bireysel Eğitim: Eğitime alınacak ailenin ihtiyaçları
doğrultusunda birebir olarak aileyle yapılan eğitim ve
danışmanlık hizmetlerini içeren görüşmelerdir. Ailenin
sorunlarını, diğer ailelerin yanında açmaktan çekindiği
durumlarda da uygulanabilir.
2.Grup Eğitimi: Benzer özellikler gösteren aileleri veya
benzer özellikler gösteren çocukların ailelerini bir araya
getirerek oluşturulan gruplara verilen eğitimdir. Katılımcı anne
babalar, cinsiyet grupları veya karma gruplar olarak ayrı
gruplar halinde eğitime alınabilir. Karşılıklı bilgi alışverişi
ve paylaşımların yaşandığı, ortak çözüm yollarının bulunduğu,
dostlukların kurulduğu etkili bir yöntemdir.
3.Yayın Yolu İle Eğitim:
Aileler için ücretsiz olarak
dağıtılacak, basit ama temel bilgileri içeren kitapçıklar,
broşürler ve dergiler konuyla ilgili uzmanlar tarafından
hazırlanarak, kalıcı eğitim materyalleri oluşturulması
sağlanabilir. Aynı zamanda bu tür kaynaklar, aktif olarak
bilgilendirme sürecine katılamayan aileler için de büyük yarar
sağlayacaktır.
Bu yöntemlerin yanı sıra radyo ve televizyon programları, gazete
ve dergilerin konuyla ilgili çalışmaları aracılığı ile de,
ailelere bilgilendirme, yönlendirme ve eğitim hizmetleri
götürülebilir. Böylece daha çok aileye ulaşılabilinir.
Okul Yaşamındaki Aile Eğitim Hizmetleri
İşitme engelli çocukların ailelerinin eğitiminde, okul yaşamına
aktif olarak katılımın sağlanabilmesi amacıyla okullarımızda
yapılabilecek uygulamaları şu şekilde sınıflandırabiliriz:
1.Ev Ziyaretleri: İşitme engelli bir çocuğun, tanısı
konulduğu dönemden itibaren, gelişimi ve eğitimi evde
izlenmelidir. İşitme engelli çocukların bebeklik döneminde ve
okul öncesi dönemde böyle bir gelişimsel takip uygulamasına
dahil edilmeleri yararlı bir uygulamadır. Ancak çeşitli
sebeplerle bu tür gelişimsel takip uygulamalarından
yararlanamayan çocukların da bulunduğu bir gerçektir. Çocuk,
okula başladığı dönemden itibaren ise, okulun şartları
doğrultusunda, eğitim personelinin birlikte alacağı kararlarla,
ev ziyareti uygulamasına dahil edilebilir. Ev ziyaretlerinin
temel amacı aile ve çocuğun ev ortamında gözlenmesi ve eğitim
programının aile ve çevresinde uygulanmasında rehberlik
edilebilmesidir.
2. Anne babanın görüşme için okula çağrılması:
Belirli
aralıklarla anne ve baba okula çağrılarak, onlara gereksinimleri
doğrultusunda rehberlik edilir. Anne baba ile okulda
görüşmelerin temel amaçlarından bazıları;
Anne baba ile karşılıklı konuşma fırsatı sağlayabilme,
Evde uygulanan destek eğitim programlarının işlerliği hakkında
bilgi alışverişinde bulunabilme,
Çocuğun engelinden dolayı aile ve çevresinde meydana
gelebilecek sorunları çözmede aileye yardımcı olabilme
Şeklinde sıralanabilir. Bu görüşmelerde aileye, çocuğunun
gelişim süreci hakkında da bilgi verilir.
3.Anne ve babanın okuldaki derslere katılımının sağlanması:
Aile ile işbirliği yapılarak,anne-babanın uygun olduğu bir gün
okuldaki derslere katılması sağlanır. Anne babanın okuldaki
derslere katılımınıı sağlamanın temel amaçlarından bazıları;
Aileye sınıf içindeki çalışmaları izleme fırsatı verebilme,
Çocuklarının eğitiminde dikkat edilmesi gereken noktaları
uygulama sırasında gösterebilme
Evde yapılan eğitimin, eğitimde sürekliliğinin sağlanması
açısından çok önemli olduğunu fark ettirebilme
Şeklinde sıralanabilir.
4.Veli Toplantıları:
Veli toplantıları okullarımızda en
sık kullanılan yöntemlerden biridir. Zaman zaman aileler,
çocuklarının gerek akademik becerileri, gerekse davranışları ve
gösterdikleri gelişmeler konusunda bilgilendirilmek üzere okula
çağrılırlar. Veli toplantıları tüm okul çapında veya tek bir
sınıfın velilerine yönelik olarak yapılabilir. Okullarımızda
düzenlenen veli toplantılarının temel amaçlarından bazıları;
Ailelerin birbirleri ve okul personeli ile tanışmaları,
Ailelerin karşılıklı bilgi alış verişinde bulunmaları,
Ailelerin çocuklarının eğitiminden haberdar olarak eğitime
aktif katılımları
şeklinde sıralanabilir.
5.Yazılı İletişim:
Bu yöntem ailelerin görüşmeler
sırasında aldıkları bilgileri pekiştirebilmek, okula gelemeyen
anne babalara ulaşabilmek amacıyla kullanılmaktadır. Okula gelen
ailelere yazılı kaynaklar verilebilir. Uzakta oturan ve bazı
nedenlerle toplantılara katılamayan ailelerle ise, bir iletişim
defteri aracılığı ile iletişim sağlanabilir. Ayrıca yazılı
iletişim dahilinde, bir defter tutularak, çocuğun evde ailesi
ile yaptığı etkinlikleri bu deftere yapması ve evde yaptıklarını
okulda arkadaşları ile paylaşması sağlanabilir. Bu şekilde,
ailenin evde verdiği eğitimin takibi de yapılmış olur.
İşitme engelli çocuk için plânlanacak eğitim hizmetlerinde
ailenin katılımı oldukça önemlidir. Öğrenci için geliştirilen ve
aile tarafından onaylanan bireyselleştirilmiş eğitim programı (BEP);
bireyin, ailenin, öğretmenin gereksinimleri doğrultusunda
hazırlanan ve belirlenen amaçlarda verilecek destek eğitim
hizmetlerini içeren özel eğitim programıdır. Aile;
bireyselleştirilmiş eğitim programı geliştirme biriminin bir
üyesi olarak,
çocuğu için, bireysel eğitim programının geliştirilmesi
sürecinde gereksinimlerini ileterek,
çocuğu ile ilgili plânlarını belirterek,
eğitim programının uygulanması sırasında çalışmalara etkin bir
şekilde katılarak
gerektiğinde araç-gereç desteği sağlayarak
çocuğu için plânlanan eğitim hizmetlerine aktif olarak katılmış
olur.
|